Siyah Kan kitap tanıtımı


Güneydoğu Asya’da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator
çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır.
Siyah kanla çizilmiş bir yol.
Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.

PARİS. İlk temas. KUALA LUMPUR. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi’dir! Ve PARİS. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor.

ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!

Jean-Christophe Grangé

1961’de Fransa’da doğdu. Çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı. Paris-Match için gezi-macera röportajları, Figaro Magazine için bilimsel röportajlar hazırladı. Bütün dünyada ve Türkiye’de aylarca çok satanlar listesinden inmeyen Kızıl Nehirler, Taş Meclisi, Leyleklerin Uçuşu ve Kurtlar İmparatorluğu’ndan sonra Siyah Kan, yazarın Türkçe’de çıkan beşinci romanı.

Devamını okuyun…»

Yorum Yazın 10.07.2008

İhsan Oktay ANAR:Amat


Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı
olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil’le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, “Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!” diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp “Gel yâ mübarek!” diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil’in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhî düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti.

Devamını okuyun…»

Yorum Yazın 07.07.2008

Ayna Korkusu

Aşıklar hakikati bilmek ister, ama hiçbir zaman bunu dile getirmeye yanaşmazlar. Bazı solcuların komünizmle ilişkisi de böyledir. Uzun ve sarsıcı bir aşkın bitişi gibi, sonunda hakikati dile getirecek özgürlüğe kavuştukları halde artık bunu duymak istemeyeceklerini anlamışlardır.
Ayna Korkusu, Tarık Ali’nin “bir Avrupa romanı” yazma girişimi diye nitelendirdiği ve 1920′lerden bugüne değin solun macerasını bütün yükseliş ve düşüşleriyle harmanlayan bir romandır. Yeni ve birleşik Almanya’da sosyalist inançlarından vazgeçmeyi kabul etmediği için işinden olan eski muhaliflerden Vlady, yabancılaşmış oğlu Karl’a yazdığı mektuplarla, kendi ailesinin komünizmle uzun ve tutkulu ilişkisinin ne anlama geldiğini anlatmaya çalışır. Bu aynı zamanda, devrime bütün bağlılıklarıyla Çeka’da görev yapmaya başlayan beş L’nin, bu beş L içinde yurt dışı istihbarat örgütünün şefi olan ve Kim Philby’yi örgütüne katan Ludwik’in ve Ludwik’e duyduğu aşk ancak komünist ideale bağlılığıyla eş tutulabilecek olan Vlady’nin annesi Gertrude’un hikayesidir. Devamını okuyun…»

Yorum Yazın 15.04.2008

Hazar Rüzgarı

10. yüzyıl… Genç İshak, Volga ile Kafkasya arasında hüküm süren Hazar Krallığı’na Kurtuba baş hahamı Rabin tarafından ulak olarak gönderilir. İshak’ın yanında taşıdığı, yüzlerce yıldır beklenen Mesih’in bu yeni Yahudi krallığına atfedildiği bir umut mektubudur. Bir yıldan fazla süren çetin ve tehlikeli yolculuğu sırasında İshak hem hayatının aşkına hem de mesih umudunun sonuna ulaşır.

20. yüzyıl… Hazarlar üzerine araştırma yapan bir yazar: Marc Sofer. Araştırmaları onu Bakû’ye götürür ve orada Hazarların son sinagogunun bulunduğu bir mağara keşfeder. Büyük bir petrol rezervinin üzerinde bulunan bu mağara aynı zamanda çağın en büyük petrol savaşının tam ortasında durmaktadır. Tıpkı on asır önceki İshak gibi Sofer de orada hem aşkını hem de umutlarının sonunu bulur. Devamını okuyun…»

Yorum Yazın 15.04.2008

Dokuz Canlı Edward - Chrystine Brouillet

Dokuz Canlı Edward

Dokuz Canlı Edward - Chrystine Brouillet Dokuz canlı Habeş kedisi Edward, Nefertari’nin yanında Bastet kültü döneminde yaşar, bir şövalyenin giysileri arasında Haçlı seferine katılır, Halley Kuyrukluyıldızı’nın geçişine tanıklık eder, 1. Dünya Sergisi’nin açıldığı dönemde Londra’da bir Fransız başaşçının kedisidir, sevgili Rachel’in yanında Alman işgalini görür, İstanbul’da balık pazarında yiyeceğini tezgâhlardan aşırır, XV. yüzyılda sahibesi cadıyla birlikte yakmaya çalışırlar onu. Bir gemide Sebastian Morin’le yaşar.
Şimdi dokuzuncu canında, krema, domates ve gül kokan Delphine’in yanında… Dokunduğu insanların düşüncelerini anlayabilen Edward, Delphine’i tehlikelerden koruyabilecek mi? Sevgili seçimindeki isabetinden kuşku duyduğu Delphine’in mutlu olmasını sağlayabilecek mi?
Polisiye örgüsünde aşk, bir tutam gastronomi, tarih, kokular, Edward’ın o tuhaf ve tüysüz büyük kediler hakkındaki sadık, ama berrak düşünceleri…

Kitabın içinden

Edward, sahibesinin sözünü dinlemiş, kanepenin altına sığınmıştı ama, gözlerini de konuğun kaba ayakkabılarından ayırmamıştı. Louis Bourget’ye yaklaştığında burnuna gelen kokulardan hiç hoşlanmamıştı. Şiddet ve açgözlülük, yalnızlık ve sahte tevazu. Adamın Rachel’e baş eğdirme arzusunu da hissetmişti, vahşi bir arzuydu bu.
Evet, Edward, Rachel hakkında, kimse için olmadığı kadar endeişeliydi. Faciadan nasıl korktuğunu hala hatırlıyordu.

Kitap Künyesi

Yazar: Chrystine Brouillet
Yayınevi: Doğan Kitapçılık
Çeviren: Ali Cevat Akkoyunlu
Sayfa Sayısı: 246
Türü: Roman aşk/macera
ISBN: 975-293-113-8

Yazar: Birkitap.com | 09/0

Yorum Yazın 19.03.2008

Sonraki Yazılar nceki Yazılar