Kategori 'AÅŸk'

Seni sevmek bir yudum su içmek gibidir
Seni sevmek sessiz soluksuz yaÅŸamak gibidir
Seni sevmek gözleri olmayan birisinin resim cizmesi gibidir
Seni sevmek bir kadeh de 2 yudumu içmek gibidir
Seni sevmek geceleri uyuyumamak gibidir
Seni sevmek bir dilim ekmegi bölüşmek gibidir
Seni sevmek yaşarken ölmek gibidir
Seni sevmek yarınlara dogmamak gibidir
Seni sevmek yalanlarla yaÅŸamak gibidir
Seni sevmek hayatta kalmak gibidir
Seni sevmek adını sayıklamak gibidir
Seni sevmek utanmadan haykırabilmektir sevgini
Seni sevmek aya karşı gelmek gibidir
Seni sevmek güneşin varlıgını kabul etmemek gibidir
Seni sevmek yücelerin yücesini sevmek gibidir
Seni sevmek bir şarkıda iki evli çift gibi dans etmek gibidir
Seni sevmek gözlerine bakmak gibidir
Seni sevmek ellerini tutarken hissettiğim sıcaklık gibidir
Seni sevmek bir sinemada film izlemek gibidir
Seni sevmek emeklemek gibidir
Seni sevmek güneşe çıplak gözle bakabilmek gibidir
Seni sevmek yağmurlara yoldaşlık etmek gibidir
Seni sevmek bir sözde birden çok şeyi anlatmak gibidir
Seni sevmek yağmurlu havada ıslanmak gibidir
Seni sevmek yaÅŸamak gibidir Devamını okuyun…»
25.08.2008

Çok güzel ve sıcak bir gündü. Eylül ayının ilk günleriydi. Güneş olabildiğince sıcaktı. Bazen etrafa bakmakta zorlanıyordum. Bir gözümü kapatıp hatta diğer gözümü de kısarak bakıyordum etrafa. Sıcaktan boncuk boncuk terlemiştim.O zamanlarda şimdiki gibi imkânlar yoktu. Köy yerinde bir bakkal dükkânı vardı. Bizler yaptığımız fındığı orada satar, oradan da kurabiye, horozlu şeker, sakız, çikolata, mantar tabancası ve tabanca mantarı satın alırdık. Dükkâncı (bir tarafı bakkal bir tarafı kahvehane) hem satarken hem de alırken kazanırdı. Bu yüzden büyüklerimiz bu tür alışverişlere çok kızardı. Hatta babam bu konuda çok daha katıydı. Ne de olsa o şehirli sayılırdı. Çünkü o köyden ayrılmış küçük yaşlarında şehre inmiş ve marangoz olarak çalışmıştı. Hatta birçok şehir gezmiş. Değişik diyarlarda dolaşmış ve bayağı gurbetlik yaşamıştı. Çevresinde sayılan sevilen itibar gören biriydi. Ailenin en küçük oğlu olmasına rağmen hepsinden önce de evlenmişti. Yani babam erkeklerin en küçüğü olmasına rağmen en erken evlenen olmuştu.
Devamını okuyun…»
17.08.2008
Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. Hem de öyle kaçıracaksın ki beni herkes gibi elinden acıycak sonunda canın. Senin de…
Aşk varsa acı da vardır.’ Der. Aşkın değişmez kuralıdır bu. Kaybolmak istiyceksin o gözlerde ama nafile. Oraya da zehirini salmıştır aşk.
Ama her ÅŸeye raÄŸmen güzeldir. Ona dokunmak, gözlerine bakmak onun için heyecan duymak… O denilince akan sular durur. Ordaki herkes beyaz o kırmızı olur. Onunla konuÅŸtuklarınızı eve gelince kapıyı kapatıp çekilip odanıza bir bir tekrarlamak size en heyecan verendir. Åžunu şöyle deseydim böyle yapsaydımlar tekrarlanır durur aklınızın ondan arta kalan biryerlerinde. Sizi sarıp sarmalar ÅŸefkatlice, yumuÅŸacık aÅŸk denen o hoÅŸ ÅŸey. Mutlu olursunuz.
Devamını okuyun…»
17.08.2008
Odasının ortasında üzerinde yatak bulunmayan divanın üzerinde oturmuştu kafasını önüne eğmişti.İki elini iki yana açık kıpırdaman yere bakıyordu.Ayagında hiçbir sey yoktu üzerinde patlıcan moru uzun bir elbisesi vardı.Kızıl düz saçları uyum içersinde iniyordu elbisesinin üzerine.Yeşil gözlerini biraz dikkat edilince parlaklıgından hemen fark edilebilirdu. Etraf o kadar dağınıktı ki neredeyse kaybolmuş gibiydi odanın içersinde odanın her yerinde mumlar vardı ufak mumlar,büyük mumlar her ceşit mum vardı mumlara karşı bir ilgisi vardı küçüklüğünden beri. Perdenin artık tek işlevi güneşi engelemek olduğu belli oluyordu rengi o kadar solmuş ve yıpranmıştıki. Arkasında ki duvarda bulunan çatlak göze batacak kadar açılmıştı aslında bu binanın nasıl ayakta durduğu bile düşündürüyordu insanı ara sokakda beklide yüz yıldan daha yaşlı bir binaydı asansörü eski korku filimlerindeki gibiydi komsuların hiçbirisi birbirini tanımıyordu eski apartmanda merdivenleri çok dikti yaşlı bir insanın en üst kata cıkması beklide imkansızdı.Apartmanın dışından seyyar satıcıların sesleri derinden bir yankılanma ile geliyordu insanın kulağına apartmanda,sanki çok uzaklardan gelen bir ses gibiydi.Binanın Çatı katı beklide en güzel yeriydi. Çatıya çıktıgınızda İstanbul kanatlarımın altında dedirtiyordu insana. Orada gece yarısı oturarak bir saat geçiren herkes İstanbul iyi ve kötü yönlerini görebilirdi beklide. SİMELA da öyle yapardı akşamları gelirdi çatıya cıkardı hatta bir ara orada kuşları vardı beslediği.Ailesi o küçük iken gözlerini kapamışlardı gün ışığına ,bir süre amcası ile kalmıştı on sekiz ine geldikten sonra evden ayrılmış tı buraya yerleşmişti. Çok olmasada iyi bir maaşı vardı işini seviyordu bir tekstil firmasında calışıyordu tasarımlarıyla da aldığı ödülleri vardı: Özellikle karakalem çalışmaları görülmeye değerdi. Gene böyle sıradan bir gündü aslında her şeyin başlangıcı simela her zaman olduğu gibi aynı saatte gelmişti işinden Faruk u aramıştı gelir gelmez yaklaşık 2 senedir beraberledi. simela Faruk a karşı büyük bir sevgi duyuyordu. Neredeyse her gün görüşüyorlardı. Sinemaya tiyatroya hep beraber giderlerdi. Birisinin yaptığı öbürkü her zaman bilirdi. Ama o gün Faruk işten bugun geç çıkacagını söylemişti özür dileyerek..
Devamını okuyun…»
12.08.2008
Â
Hayatla mücadelemde saflarımın çoğunu kaybettiğim günlerdi. Birbirinin aynı olan günlerde bana uzatılan her dalı işte beni kurtaracak dal diye hiç geri çevirmeden tutuyordum.
Daha elimi uzatır uzatmaz kırılacağını biliyordum oysa yenilgiyi asla kabullenmeyen beynim, sevmekten hiç yorulmayan yüreğim, alarm zilleri çalıyordu sanki ikisini de kaybetmek üzereydim.
Ben, ben olmaktan çıkıyordum. Bunu fark ettiğim anda bir şey yapamamanın acısıyla gittikçe kabuğuma çekiliyordum. Zevk aldığım hiç bir şey istemiyordum. Ne beklediğimi de bilmiyordum. Bitmeyen geceler, huzursuz uykular, uyanmak istemediğim sabahlar birbirini kovalıyordu.
Geleceğe dair umutlarımın birer birer beni terk ettiği o günlerde sürpriz yaptın sen bana birden çıkıverdin karşıma işte.
Yüreğim yeniden canlanmaya başladı. Nasıl olduğunu unuttuğum gülümseme yeniden yayıldı yüzüme. Kabuğum kırıldı, karanlık dağıldı, umutlar yeşerip içimdeki yerini aldı.
Devamını okuyun…»
12.08.2008
Önceki Yazılar