|
|
İbrahim Tatlıses 1954 yılında Şanlıurfa’da doğdu. Sanatçının çocukluğu hep yokluklarla geçmişti. Sesinin güzel olması nedeni ile yöreye has “Sıla Geceleri”nde hep büyüklerinin yanında türküler okumuştur. İbrahim Tatlıses’i yöredeki herkes güzel ve yanık sesi ile tanımıştır. Belirli bir zaman sonra ailesi ile birlikte İstanbul’a göç etmeye karar verir. İstanbul’a gelen Tatlıses ve Ailesi burada bulunan akrabalarını yanına yerleşir ve bir çok işlerde çalışır, leblebi satıcılığı, inşaat demirciliği ustalığı... . |
|
Yorum Yok / Yazının Devamını Oku |
|
|
“Kadınları anlamaya kalkmayın hiç…Kadınların gerçekten ne demek istediğini bilmek istiyorsanız (bunun her zaman tehlikeli bir şey olduğunu belirtmek gerekir) yüzlerine bakın, sakın dinlemeyin…” demiştir, İrlandalı yazar Oscar Wilde Önemsiz Bir Kadın adlı eserinde…
Bu teoriyi günümüzde Türkiye’de bulunan kadın ve erkeklerin durumunu ele aldığımızda biraz farklı bir gerçek ortaya çıkabilir. Zira Türk erkeği kadınları ne anlamaya çalışır ne de yüzlerine bakmayı tercih eder. İstisnalar mevcuttur pek tabi, ben genel durumdan bahsediyorum…Türkiye’de... . |
|
Yorum Yok / Yazının Devamını Oku |
|
|
Çok güzel ve sıcak bir gündü. Eylül ayının ilk günleriydi. Güneş olabildiğince sıcaktı. Bazen etrafa bakmakta zorlanıyordum. Bir gözümü kapatıp hatta diğer gözümü de kısarak bakıyordum etrafa. Sıcaktan boncuk boncuk terlemiştim.O zamanlarda şimdiki gibi imkânlar yoktu. Köy yerinde bir bakkal dükkânı vardı. Bizler yaptığımız fındığı orada satar, oradan da kurabiye, horozlu şeker, sakız, çikolata, mantar tabancası ve tabanca mantarı satın alırdık. Dükkâncı (bir tarafı bakkal bir tarafı kahvehane) hem satarken hem de alırken kazanırdı. Bu... . |
|
Yorum Yok / Yazının Devamını Oku |
|
|
Kendimi bilmediğim bir sona hazırlıyorum. Tüm uğraşlar çabalar bunun için. Korkuyorum neyden korktuğumu bilemeden, ürküyorum. Hasret çekiyorum neye hasretim bilemeden, özlüyorum. Ve yaşıyorum ne için yaşadığımı bilemeden!! Öylesine bir hayat işte benimki.. tek başına tüm umutlardan mutluluklardan uzak. Sürekli bir şeylerden kaçıyor hissetmediğim duygular adına çaba veriyorum. Herkesi her şeyi geride bırakarak arkamı dönüp uzaklaşmak istiyorum yalnız çaresiz… yıldım artık kendime mücadelemden. Pes ettim!!
Sensiz geçen yıllarım vardı ya hani, hiçbir... . |
|
Yorum Yok / Yazının Devamını Oku |
|
|
Kişi yaşamalıdır aşkını ölesiye. Hele acıysa… Aşk girdi mi araya insan acıya da doymaz olur. Bırakır kendini, çırpınmaz bile. Kurtulamayacağını bilir. Kim kurtulmuştur ki bugüne kadar aşk acısından. Kim? Aşk değil mi bu varsın acıtsın deriz. Neler çekeriz, uğruna neler feda ederiz. Ama o ne yapar, gelişinde nasıl sevindirdiyse sizi ‘sen sevin şimdi. Nasılsa gideceğim. Hem de öyle kaçıracaksın ki beni herkes gibi elinden acıycak sonunda canın. Senin de…
Aşk varsa acı da vardır.’ Der. Aşkın değişmez kuralıdır bu. Kaybolmak istiyceksin o... . |
|
Yorum Yok / Yazının Devamını Oku |
|
|
Geçmişin mum ışında yansımaydın sen
Sana yaklaştıkça karanlıktı her yer
Eriyen gölgelerde atan kalp atışlarıydın
Her meltemle yönün değişecek
İmbatlarda denizi hatırlayacaktın
Suskunluğuydun sen haykırışların
Yaşanmışlığın yarınlarıydın
Yalnızlığıydın kumsalsız denizlerin
Bazen de Sinemdeki acıydın sen
Sinemdeki nefes oluşun gibi.
Bekleyişimdim belki de
Güneşin tan vaktini bekleyişi gibi
Yer yüzüyle gökyüzünün rengini
kızıla vuran kırmızıydın sen
Aşk kırmızısı
.
→ |
|
Yorum Yok / Yazının Devamını Oku |
|
|
Odasının ortasında üzerinde yatak bulunmayan divanın üzerinde oturmuştu kafasını önüne eğmişti.İki elini iki yana açık kıpırdaman yere bakıyordu.Ayagında hiçbir sey yoktu üzerinde patlıcan moru uzun bir elbisesi vardı.Kızıl düz saçları uyum içersinde iniyordu elbisesinin üzerine.Yeşil gözlerini biraz dikkat edilince parlaklıgından hemen fark edilebilirdu. Etraf o kadar dağınıktı ki neredeyse kaybolmuş gibiydi odanın içersinde odanın her yerinde mumlar vardı ufak mumlar,büyük mumlar her ceşit mum vardı mumlara karşı bir ilgisi vardı küçüklüğünden... . |
|
Yorum Yok / Yazının Devamını Oku |
|
|
Hayatla mücadelemde saflarımın çoğunu kaybettiğim günlerdi. Birbirinin aynı olan günlerde bana uzatılan her dalı işte beni kurtaracak dal diye hiç geri çevirmeden tutuyordum.
Daha elimi uzatır uzatmaz kırılacağını biliyordum oysa yenilgiyi asla kabullenmeyen beynim, sevmekten hiç yorulmayan yüreğim, alarm zilleri çalıyordu sanki ikisini de kaybetmek üzereydim.
Ben, ben olmaktan çıkıyordum. Bunu fark ettiğim anda bir şey yapamamanın acısıyla gittikçe kabuğuma çekiliyordum. Zevk aldığım hiç bir şey istemiyordum. Ne beklediğimi de bilmiyordum. Bitmeyen... . |
|
Yorum Yok / Yazının Devamını Oku |
|
|
|