”Rengimi Kaybettim”…
19.03.2008

”Rengimi Kaybettim”…
Uzaklarda bir martı göğe kanatlanıyordu belli belirsiz… Tenha çığlıklarını da kanatlarına gizlice bağlayarak… Kim(ses)izliğin kırgın kolları uzandı Şehr-i İstanbul’un ayaz dalgalarına… Sahipsiz köşe başlarında hoyratça demlenen bir sarhoşun savunmasızlığında… Ardından gece elini kolunu sallaya sallaya çıkageldi… Karanlık bir adresin salkım söğüt kokan kapısında katran karası saçlarını savurarak…
Küçük oda, saatlerdir yanmış ve sönmüş mumların birbirine bulanmış esanslarıyla yağmalanmıştı sanki… Uzun zamandır tozu alınmadığı aşikar bir masada, kıvrımsız bir yılın kenarından yırtılmış tanıkları adeta dikkatlice serpiştirilmişti… Yanı başında ”hazır ol” emrinde bekleyen kalın bir mumun ışığı, tenlerinde teker teker parmaklarını dolaştırıyor gibiydi… Duvarda zamanı antikalığa göz dikmiş, el yapımı bir saat, ezelinden yorgun işçilerini, duraksız ”an”larda bir”az” daha eskitmekteydi…
”Tik-tak”… ”Tik Ve Tak…”
İçerideki soğuktan anlaşıldığı kadarıyla, açık unutulmuş bir balkon kapısından gelen ses; beyazda asılı bırakılmış saatin mesaisi ile garip bir şekilde uyum sağlıyordu… Camlarının rahatça ve gün be gün izlediği caddeden geçen mavi pelerinli bir rüzgardan başkası değildi…
Küçük odada aksi, hristiyan alemini ibadete davet eden bir kilise çanını andıran seda, yankısını şiddetle beş kez aldı… Altıncı defa susmaya gizlice meğil vermişken…
Pembemsi çarşafa sarınmış bir beden, karşısında boylu boyunca uzanan bir aynada huzursuzca kıpırdadı… Küçük oda’nın içinde sessizce arşınlanan rutin tempoyu, aynı beden aniden bozdu…
Gözleri uzun zamandır; bir rüyada kapalı kalmış gibi değildi… Fakat, ela renginde yorgunluk saplı duruyordu… Yüzü, delicesine istenmiş bir uykuya kapanmıştı, lakin sadece istemek yeterli olmamıştı her zamanki gibi… Dudaklarını ıslattı yüzündeki o donmuş ifadede… Susamıştı sanki…
Yavaşça ayağa kalktı… Açık unutulmuş balkon kapısının eşiğine yumuşak bir namede tutundu…Caddeyi ve mavi pelerinli rüzgarı kollayan sokak lambalarından birinde saniyelerle takılı kala(kaldı) gözlerinin rengi…
Aynı yavaş namede tül perdelerin arasından yavaşça sıyrılarak, kapıyı sıkıca kapattı… Az ötedeki komodinin üzerinden, gümüş işli kül tablasını ellerinin arasına aldı… Sanki; içindeki söndürülmüş izmarit ”yığınlarını” sayıyor gibiydi… Belli belirsiz bir tebessüm işledi buğday teninden, gecenin ‘’ses”ine… Zarif ve bordo ojeli parmakları bir tane daha eksiltmek ve belki de ”eksilmek” üzere sigara paketine yöneldi… Mum hüzmeleriyle aydınlanan küçük odaya, bir tokat çakıldı adeta…Siyah bir çakmağın; başrolünde oynadığı…
Özlemiş bir hali vardı, sigarayı tüm bedenine ve hatta belki de ruhuna sindirirken… Bir nefes ve bir nefesle daha eridi zehir, ağız kenarlarında… Sonlandırılmış izmaritlerinin arasına bir yenisini, henüz eklemişken…
Terliksiz ve çıplak adımları tuhaf bir sakinlikte, tozlu masanın sandalyesini buldu… Üzerine emanet edilmiş kahverengi ve iri örgülü hırkayı üzerine geçirdi çarçabuk… Hırkanın misafirperver sıcaklığı, aslında çoktan beridir üşümüş olduğunu hatırlattı…
Bir anda aklına bir şeyin düştüğünü fark etti… Komodinin yamacında gölge almış müzik setinin düğmelerinden birine usulca dokundu… Küçük odanın, az önceki ritmi artık tamamen bozguna uğratılmıştı…
Yarattığı sahneden ötürü sendelemiş gibiydi… Duvarın beyazına tutunarak, adeta ağır bir çekimde sandalyeye yeniden sokuldu…
Bakışları gerçekte varolmayan bir boşluğa salınmış gibiydi…
İsmi konulmamış bir fırtınanın ya öncesiydi solukladığı ya da sonrası… Aslına bakılırsa, bu neyi ve nasıl değiştirebilirdi ki…?
Kendiyle ilişkili ve çelişkili tüm maskelerden arınmış kadar yalındı çizgileri…
Masanın çekmecelerinin birinden tükenmez bir kalem çıkardı ve bir de sarımtrak bir kağıt…
Kadın; ısısı, tadı ve rengi hiç değişmemiş bir notada şarkısını söylüyordu… Uçları kıvrılmış ve yıllanmış bir repertuardan, defalarca dokunmuş sözleri aralıyordu heceleri…
-”Rengimi kaybettim…”
Kulaklarında sayısızca ardıllanmış ”merhaba”larımdan farklı bir ”merhaba”ydı bu…
Ya da hep söylemeyi istemekten korktuğum birkaç harfin telaşlı koşuşturması…
Biliyorum…
Bir tuval pürüzsüzlüğünde gece-gündüz demeden ve sadece ucuz birer fırça boyunda apansızca harcadım ben tüm renkleri… Sarıyı, kırmızıyı, turuncuyu, hakiyi ya da nefti yeşilini…
Çocukluğumda sanki başka hiçbirşey resmedilemezmiş gibi yaptığım, dağların arasında küçülmüş bir ev, göğün kumaşına ufak bir iğneyle tutturulmuş güneş, bir ”m” harfinden gölge almış martılar, dümdüz bir ovayı ortadan ikiye ayıran bir nehir, birkaç ağaç ve etrafında sıralanmış bir masayla, iki adet sandalye…
Tahmin etmek o kadar da zor değil, tüm saydıklarımın kuşanmış birer rengi vardı… Şimdi; umudu gözü kapalı bekleyen, küçük bir kız saflığında soruyorum sana:
”-ben aslında o küçücük ellerime zamansızca sürdüğüm kocaman renklerimde mi kaybettim düş’ümün ‘tek’ rengini… ?
Bir şey daha biliyorum,
Sorumun cevabı ”asla” dudaklarının yolunda sarılmayacak ”umut” denilen avuntunun kolllarına… Biriktirilmiş tüm zaman ve mekan mevhumlarının, ruhumun en derin köşelerini bu denli istila edeceğini bilseydim; hiç yaşamamış olmayı tercih ”de” edebilirdim..
Her ne kadar; az önceki cümlemde yer almış ”de” eki’nin sebebini hayatımın baş köşesine oturtmuş olsam da…
Sen’den sonra defalarca söz vermiştim halbuki kendime… ”Bu yalanına dolanmış dünyanın, topuklanmamış tek bir santimini bile ardımda bırakmayacağım” diye…
Gitmedim hiçbir yere…
On ay, üçyüz küsur gün ve bilmem kaç küsur saat hala senin sevgili şehrinde, oradan oraya dağılmakla meşgul… Paramparça’lıktan bile çok uzakta artık… Teni, kavrulmuş kül zerreciklerinde…
Sol yanımın kısa bir süreliğine, ki - az önce söylemiş olduğum an’lara tekabül etmekte - ;felç geçirmiş olabileceğini düşünüyorum… Kanıtsız ve ipe sapa gelmez bir iddia değil benimkisi…
”Yürek, nefes alamazsa, ruh bedenden ayrılırmış…”
Şahit olduğun gibi; ”iki kere iki dört eder” kıvamında…
Fakat, bir kez daha biliyorum ki; yine kısa süreli bir ayrılık bu… Aslında, çok doğal bir durum bile sayılabilir… Onca zam(an), tek bir sevdanın üzerinde hüküm sürmesi bağlamında… Biraz başıboş ve yek kalması, onun da en az bizim kadar hakkı sayılır esasında…
Her ne kadar, ”o”nsuzluğumdan hala seni suçlu ve sorumlu tutmuş olsam da…
Arkasında adımlanan yargılardan, ”adımı” ilk andığın saniyeden beri haberin var… Sen de biliyorsun ki; hiçbir infaz(ım), tek bir yargısızlıkta sonlanmadı bugüne kadar…
Aklıma gelmişken;
Bana doğumgünümde hediye ettiğin karamel yapraklı bir defterim vardı ya…
Dün gece, bir kez daha hunharca öldürdüm kelamlarımı, son sayfasında da…
”Dördüncü mevsimin, ondokuzuncu düş’ünde bir kez daha doğmaya, üç ay kala; ’sen’ yoksun hala…”
”Yok olabilmek, bu kadar zor mudur acaba… ? ”
Yanıtı, bir milat aralığının, kirişinde saklı galiba… Ya hiç açılmamış bir zarfın, ılık kokusunda ya da hiç yazılmamış bir şiirin yanaklarında…
Sihirli sözcüklere uzanacak kadar vaktim yok belki de… O yüzden; aradığım bir mucize…
” ‘Git’ desem de geride kalandır ‘aşk’… ” demiştim hatırlasana…
”Git…” diyorum, tadın dudaklarımda, kokun tenimde saklı hala…
”Aşk”; bir yüreğin ucunda… Med-cezir’lerle sallantıda…
Sezen söylüyor yine odamın her bir nüfuzuna… Parmak uçlarına sarılmış, kaçak ruhumun da…
Ellerini, yüreğine taşıyabiliyorsan hala; duyabilirsin belki, yanık kokmuş nakaratlarını da…
*…bir an gelipte, küllenince
yüreklerimiz dinlenince
başka sevgilerde teselli bulunca
işte biz o gün düşüneceğiz
etrafımızı sarıverecek
bir boşluk ki asla bitmeyecek
herşey bir an’da
anlamsız gelecek
işte biz o gün ”tükeneceğiz”…*
Son bir kez defa biliyorum ki; zarfını hiç hatırlamadığım bir yerde saklı bu mektup, ulaştırmayacak harflerimi sana ‘’son bir kez daha”…
İşte, tam da bu yüzden, yabancı ve hain bir özlemin can’ımı gri bir kurşun renginde ve üçyüz küsür günlük bir santimde delip, defalarca geçip gittiğini ve ”hala” seni sevdiğimi söylemeyeceğim…(!)
Duru ve lal olmuş bir vedaysa, son tümcem sana:
”Dördüncü mevsimin, ondokuza uyandırılmış düş’ünün nihai lahzasında
Biliyorum ki; ‘tükeneceğiz’…”
Kategori: Kadın & Erkek İlişkileri
Etiketler: Afrodizyak Besinler, Alternatif Sporlar, Astroloji Burçlar, Baba ve Çocuk, Balık Tutma Sanatı, Biyografisi Hayatı, Çapkınlık, Cinsel ilişki, Cinsel Pozisyonlar, Cinsel Sağlık, Diyet Zayıflama, Dövme Piercing, Dövüş Sanatları, Eğitim Öğretim, erkek, Erkek Bakım, Erkek Çeşitleri, Erkek Cinselliği, Erkek iç Giyim, Erkek Moda Stil, Erkek Saç Modelleri, Erkek Sağlığı, Erkeklere Özel, Evcil Hayvanlar, Evlilik Sorunları, Futbol ve taraftar, Güzeller Galerisi, Hediye Seçimi, içki Dünyası, iş kariyer, Kadınlar ne ister, Kadınları Etkilemek, Karizmatik Erkek, Kozmetik ve Estetik, Kültür Sanat, Lüks Mekanlar, Masaj, Masaj Salonları, Metroseksüel Erkek, Mizah, Motorsiklet, Mutfak, Otomobil Markaları, oyun, Oyun Hileleri, Özel Günler, psikoloji, saç bakımı, saç dökülmesi, Saç Ektirme, Saç Kıran, Saçkıran, Şans Oyunları, Sauna ve Hamam, Şiirler, Şirketler, Siyasi Partiler, Spor Futbol, Takı Aksesuar, Tamirhane, Tekne ve Yat, Teknoloj ve Vücut Geliştirm, ”Rengimi Kaybettim”…









Hadi Yorum Yazalım